İzleyiciler

22 Aralık 2017 Cuma

Hüzün Kalbe Dokunur


Hüzün ayrı düşmenin bir tezahürüdür. Şarkılar, ağıt yakmalar iki gönlü birleştiren hüzünlü bir yoldur. Gelgitler, mübadeleler, mülteciler, sınır ihlalleri, denizde boğulup sahile vuran cesetler insanlık dramı değil de nedir!.. Her toplumun bir anadili vardır; o dili konuşmasanız da insanın yegane diyi gönül dilidir. ayrılığın ve ayrı düşmenin dili hüzünden başka bir şey değildir. Hüzün kalbe dokunur.

Profösör

16 Aralık 2017 Cumartesi

At ve Küheylan


Bilincimi kuşandım bir kere.
Keskin bir kılıç gibiyim...
Şahlanan at, küheylan;
Kılıç sallayan nefer benim.

Ey nefis yık bütün putları,
Nefsin bütün zaaflarını!...

Profösör

Bir Nefes


Ey Filistin'in yetim  
Öksüz çocukları!
Bir elinde sapan 
İsrail'e kafa tutan;
İnancım ve ümidim 
Sensin inan!..

Kudüs Kudüs olalı
Dualarla korunaklı.

Profösör

15 Aralık 2017 Cuma

Vahiy Kalbe İner


Vahiy kalbe iner.  Yani Kuran’ın yeri kalplerimizdir. Sonra akıl ve muhakeme devreye girer. Akıl ve muhakeme gücüyle insan Kuran’ın davetini teyid eder. Son kez aklın ve muhakemenin teyid ettiği Kuran’ı kalp tasdik eder. Çünkü kalp tek tasdik makamıdır. Mühür ondadır.  Salim akıl fıtraten kabul ettiği Allah’ın ayetlerini, yine doğru düşünme mantığıyle irdeliyerek inancını güçlendirir. Güçlü bir inanç insana güçlü bir iradeyi de kazandıracaktır. İradeli insan seçimini iyi, güzel ve doğrudan yana yapan insandır. 

Profösör

14 Aralık 2017 Perşembe

Ver Allah'ım Ver!..


Bir de uzakdoğuda yaşadığınızı düşünün; Yağmur birden bastırıyor; evlerinden fırlayan bütün köylüler yalınayak başı kabak kendilerini çılgınca yağan yağmura eşlik ediyorlar. Çılgınnca yağan yağmurun altında çılgınca susa susamış toprak üstünde çılgınca tepiniyorlar. Köylüler için hayat demek yağmurun gelmesiydi. Yağmur gelecek ki; her tarafı sular seller bassa da bu bir yaşama ümidi ve yaşama sevinciydi. Toprağı tepinmeleri ise şimdi sıra sende, şiimdi sıra sende suyunu al, susuzluğunu gider, sonra tohumlar yeşersin, fışkırsın bereket, demek isterler gibiydi. Evet muson yağmurları böyle bir şeydi. Oysa biz yağmurdan kaçarız bir saçak altına, ya da kırık bir şemsiyenin korunaklığına.  Ne kadar ironik. Oysa yağan yağmur değil; yağan rahmettir.  Yüreği yanan, bağrı yanık anadolunun beklediği kaderidir rahmet. Nedense kaderle kederi karıştırırız biz. Oysa kader geçici bir kederdir. Sonu gülen yüzlerdir. Ölüm gibi... Ölmek kendini yerden yere vurarak debelenmek ve  üzülmek demek değil ki!..  Ölüm insan için muvakkat ömrü tamamlayıp, sonsuzluk şerbetini içmek demektir. 

Profösör

Rahmet Ne ki!..


Yağmur yağıyor demezdi de rahmet yağıyor derdi ninem. Rahmet ne ki!.. Ölünün arkasından okunan  bir şey sanırdık dua gibi. Bir şimşek çakması, gök gürlemesi yağmurun yağmasıyla genelde bir hüzün çökerdi içimize. Rahmetin ne demek olduğunu idrak ettik daha sonrası. Yağmur demek rahmet demekti. Bereket demekti. Hayat demekti. Bir sevgi boşanır gibi  rahmet boşanırdı içimize.  Çatımız aksa da üzülmezdik bir kere. Rüzgar vurdukça titreşirdi penceremizdeki kırık camlar. Göz kırpardı rüzgardan kirpiklerini oynatan, gaz lambamızın fitilinden çıkan aydınlık. Bir odacıkta dört çocuk; olur da sönerse lambamız, karanlıkta birbirimize sarılırdık korkudan ve masuzcuktan. Dört duvar bir oda, küçücük bir dört köşe sehpa odanın ortasında, üstünde camı kırık bir lamba. kitapları önünde ders çalışan dört çocuk  lambanın etrafında. Başlar lambadan vuran ışıkla oynaşırlar duvarlarda. Sanki bu doğal bir sinema. Yağmur, rahmet, sevgi, pencere, lamba ve sehpa derken bizim çocukluğumuzun masalsı hikayesi bu satırlarda!..

Profösör

13 Aralık 2017 Çarşamba

Aşk ve Hüzün Kitabından


İnsanı okumak bilgeliktir diyor bir bilge. Okudukça senden bir parça gibi oluyor insan, kainat ve ötesi. İnsanın yaslandığı ağaç kökü sağlamsa besliyor insanı meyvesi ve bunaldığında dinlendiriyor insanı gölgesi.  Bazen bir kişi nasıl da hayatımızı değiştiriyor ve etkiliyor değil mi? En önemlisi onun karşılıksız sevmesi ve ne olursa olsun asla seni terketmemesi.

Profösör

9 Aralık 2017 Cumartesi

Kutsal Kudüs... Kutsal Ev.







Mescid-i Aksa Süleyman Aleyhisselam tarafından inşa ettirilen müslümanların ilk kıblesi olan kutsal bir mesciddir. Beytülmakdis olarak da ifade edilir. Beytülmakdis arapçada kutsal ev demektir. Mescid-i Aksa uzak mescid anlamına gelir ki; Mekke ve Medine'ye uzaklığından dolayı bu isim verilmiştir.

Müslümanlar,  Hırıstiyanlar ve Museviler tarafından kutsal sayılan Kudüs ve Mescid-i Aksa terör devleti İsrail'in işgali sözkonusudur. Şimdi de  emperyalist Amerikanın doğrudan müdehalesiyle Kudüs'ün statü değişikliği bütün dünya müslümanlarını hiçe saymaktadır. Dünya bu adım karşısınad sessiz kalmayacaktır. 

Efendimizin "Sadece üç mescide ziyaret için gidilir;  Mescid-i Haram,  Mescid-i Aksâ ve benim mescidim"  buyurmuştur. Mescid-i Aksa ve Kudüs'ün kutsallığını sorgulamak akla ziyandır. Mabedler birer mekan olduğu kadar, asıl işlevleridir. Mescidler Hakkın divanı ve allah'ın huzuruna çıkmaktır. Bu değerlendirme bütün mabedler için geçerlidir. 

Profösör


Rengarenkler Özgürlüktür



Kıyafet insanın ruhunu ve  iç dünyasını yansıttığı gibi, aynı zamanda bir kültür oluşturur. Sanatçılar olduğu gibi insandırlar.  Giyim kuşamları diğer irsanlardan farklı olabilir. Hiç bir sanatçı monotonluğu sevmez. Rutin çalışmaları olsa da iniş çıkışları, efes alışları ve ilham aldığı kendince kutsal sırları vardır.  Sanatçılar rengarenk bir montla özgür, simsiyah bir gözlükle havalı, yuvarlak bir şapka ile avare, dik yürüyüşüyle özgven sahibidirler. Yazar, çizer, resmeder. Kim böyle bir monta sahip olmak ister!...

Profösör

8 Aralık 2017 Cuma

Şamar Oğlanı


Kenarda, kuytuda ağlayan bir çocuk gördün mü sen!.. Bil ki yediği tokattan değil; onurundan ve gururundan ağlıyordur o. Hiç bir kimsenin çocuğu şamar oğlanı değil; ancak anneler bilir onun bu halini. Ağlayan bir  çocuk görsem, başı tıraşlı  köşelerde,  ağlayan çocuk  sanki benim içimde. Bir zamanlar çocuktum ağlamanın re demek olduğunu iyi bilirdim. Tokat yemekse en çok enseye tokat yerdim. Enseye tokat atan, masumun lokmasını alır derdim. Ha enseye tokat atmışsın, ha müsumun lokmasını ağszından lokmasını almışsın. Lütfen masumlara birazcık sevginiz olsun, biraz da şefkatiniz!.. Tam olsun merhametiniz ki; siz de merhamet göresiniz.

Profösör

Bisiklet Sevdası


Elili yıllar; köyümüze bir otomobil geldiğinde bütün köy çocukları ona dokunabilmek için otomobilin arkasınadan koşardı koşardık. O zaman otomobil tekerleklerinde bulunan metal jantların ortasında  bombeli, nikelanjlı ayna gibi parlak bir kapak bulunurdu. Bu kapak ayna gibi bizim suretimizi ve süiletimizi büyülü ve fantestik bir şekilde yansıtırdı. Daha o zamandan sanat ve estetik duygusu çocukluk ruhumuzu okşuyordu. Bir otomobil sahip olma isteği olmasa bile bisikletlerin farını kaplayan bombeli metal kafa da aynı suret ve süileti yansıttığından olacak ki, bisiklete  sahip olam arzusu zaman zaman içimizde depreşirdi. Doğrusu keşke bir bisikletimiz olsa, farı yansa, keşke bir bisikletimiz olsa zili çalsa diye iç geçirirdik. Bisiklet sürmek de çocukluğumuzda masalsı bir yolculuk gibiydi.

Profösör

7 Aralık 2017 Perşembe

İşte Hakikat... İşte Yalan!..



Çağdaş dediğimiz modern çağ ne yazık ki paçalarından akıyor da hala kendini kirlettiğinin ve kirletildiğinin şuurunda değil. Daha bebeklikte masum beyinlere yerleştirilen, toplar, tüfekler, tanklar, tabancalar, at hırsızları kovboylar çocuklarımızı ruhen tahrip ediyor.   Aç bırakılmış, ruhsuz kalpler ve daha nice akıl budalaları... Çağımızda daha bebek annesinden doğarken masumiyetini yitiriyor. Doktor, elinde neşter doğal bir doğumu yapay bir operasyona dönüştürebiliyor.  Herşey artık maddeyle, parayla pulla, makamla mevkiyle, şan ve şöhretle ölçülüyor. Hani vicdan, hani insanlık, hani maneviyat bunun neresinde!.. Bir zamanlar anne çocuğuna çaputtan oyuncak bebek yapmasını öğretiyordu. Çocuk babasından  ev, araba yapmasını öğreniyor, birlikte  uçurtma uçuruyordu. Bazen saklanbaç oynanır, bazen güreş tutulurdu. Rüzgar gülü pervaneler, kamıştan düdükler, kağıttan kayıklar daha bir çok oyuncaklar.. Çocuklar masum hayaller kurmasını öğreniyordu. Zaman geçti de ne oldu!..  Çağdaş çöplükte çağ dışı yaşamak artık moda oldu.  Oysa bir ışık, ışığın vurduğu delikli bir sepet, deliklerinden süzülen ışıkla efsunlayıcı bir gölge oyunu. Madem ki en büyük ışık güneştir; güneş hakikati temsil ettiğine göre, sepetin ışıkta hareket ettirilmesiyle bir gölge oyunu.  Güneş hakikattir; oynaşan gölge ise bir yalan. Daha bebek çağında hakikati de,  yalanı da öğreniyor insan.!..

Profösör

30 Kasım 2017 Perşembe

Göçmen Kuşlar




Yine sonbahar ve yine göçmen kuşlar!.. Önde rehber, arkasında dizilmiş bütün turnalar. Kuzeyden güneye, güneyden kuzeye göç eden göçmen kuşlar. Saklanmamışsa güneş gökyüzünde karabulutlara, akşam vakti bu; hüzün çöker gibi  bir sis çöker bütün yüreklere. Canı alınmış bir kızıllıkta canı alınmış fersiz bir güneş.  Elvada vaktidir bu an!.. Yüzbinlerce sığırcık sürüsü, estetik bir gösteri yapacaktır şehrin üstünde birazdan. Son selamlama böyle olmalı; bütün yaralı kalplere merhem olmalı. Bir kalp düşünün dört odacık; her odasında bir hüzüncük. Ömür dediğin nedir ki; bir gecekonduda da mutlu olur insan!.. Sen de bir gün verirsin son nefes!.. Geride bıraktığın seni sevenlerin ve sevdiklerin. Bir veda busesiyle uğurlanırsın; bırak köşkleri, konakları ve sarayları, hepsi geride kalsın... Hepimiz inanan insanlarız ya; bizim için hakikat kapısı aynı zamanda cennet kapısı!.. 


Profösör

29 Kasım 2017 Çarşamba

Ömrüne Sahip Çık!..


Malın, memalikin ve hayatın sahibi sadece Allah'tır. Sana dünya hayatından bir ömür biçilmiş; ömrüne sahip çıkmak için allah'a kulluk et. Nefsini terbiye et, azgınlıklarını dizginle, boş şeyleri terket ki; salih kullardan olasın...

Profösör

28 Kasım 2017 Salı

Haber Başlığı


Algı oluşturmanın en sisnsi yöntemi subniminal mesajlara başvurulmasıdır. Ne yazık ki en çok da gczeteci bir haberi mahrecinden alırken ve aldığı haberi kullanırken farkında olmadan zokayı yutuyor. gazeteci haktan ve mazlumdan yana durduğunu iyi bilecek ve bilincini kuşanacak ki; sinsice yapılan iletişim tuzaklarına düşmesin!.. Silah sektöründe yeni bir icadı olan İsrail'in "Demir kubbe sistemi hizmete girdi" şeklindeki haberi olduğu gibi kullanılıyor.  Gerçek gazeteci böyle bir zokayı yutmaz. Gazeteci şuur sahibidir ve bir haberi mahrecinden alırken kendi dünya görüşüne göre aldığı haberi revize ederek kullanır. İsrail icad ettiği silah insanlık hizmeti mi sunacak!.. İsrail kendi ırkının dışındakileri insan sınıfına sokmuyor.  Bir icad Hak için kullanılırsa insanlık için  hizmettir. Bir icad batıl için kullanılıyorsa insanlık için hezimettir.  "İsrail'in yeni icad ettiği   Demir Kubbe Sistemi  tehdit oluşturuyor" şeklinde başlık kullanılması daha doğru olurdu.

Profösör

Bukelamunun Korkusu



Aynen bukelamun gibisin derler ya! Yanar döner acaipsin diye de meşhur  bir pop şarkısının güftesi de vardır.  Aslında bulunduğun ortama uyar gibi yapmak, bir öyle, bir böyle olmak, yani olduğun gibi olmamak ve görünmemek bir anlamda münafıklık alametidir. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar atasözünü de unutmamak gerekir. Karanlık cehaletse eğer; güneş hakikatin kendisidir, doğdukça ve ışıdıkça karanlığı yener. Yalancının, münafığın, öyle böyle olanın korkusu kendisini gizleyememektir. Bir fotoraf düşünün rengarenk renk skalasından fırlamış bir bukelamunun keyfine diyecek yoktur. Onun korkusu siyah beyaz fotoğrafta maskesinin düşmesidir. Çünkü bukelamun siyah beyaz fotoğrafta  bütün renklerini kaybetmesidir.

Profösör

Yol bir... Yordam bir!..


Amaç bir, dava bir, mefkure bir, yol ve  yordam bir olunca ha sen çok çalışmışsın, çok başarı kaydetmişsin, diğeri de az çalışmış, az yol kat etmişse, az çalışan çok çalışanı neden kıskansın ki!.. Neden çekememezlik yapsın, neden hasetlik etsin!.. Oysa ortak inanç ve ortak mefkureyle varılacak nokta aynı olduğuna göre kalpler bir olmalı ve hep birden kutsal .ir davaya sarılmalı. İnsanlık böyle bir birliktelikten yana olmalı. Çünkü zerre kadar bir iyiliğin  evren kadar değeri vardır. Birimizin bir başarısı bütün müslümanlara aittir. Birimizin hakikate koşması bütün insanlığa davettir. Önemli olan birbirimizi anlamak ve olgun insan olmaktır.

Profösör

Estetik Kaygısı


Duvardaki asılı duran bir resim çerçevesinin bir derecelik bile olsa duvardaki yamuk duruşundan, iyi bir grafik ustası rahatsızlık duyar. Yerinden kalkar ve o yamuk duran resim çerçevesini eliyle düzeltir.  Grafik ustalarında böyle bir hassasiyet vardır. Bu da grafik mesleğinin ona kazandırdığı bir hassasiyettir. Bu tür hassasiyetler  bütün meslek erbabında vardır. Grafik sanatı bütün grafik öğelerinin yerli yerinde uyum ve insicam içinde  kullanılmasını sağlar. Bir hata, bir yanlışlık, bir gözü rahatsızlık veren öğe, küçük bir statiik hesap yanlışlığı bütün binayı çökertebilir. Yapılan bir şey usüle ve kurallara uygun olmamlı ayrıca estetik kaygısı da taşımalıdır. 

Profösör

23 Kasım 2017 Perşembe

Öğretmenlerimiz

Gelmiş 
geçmiş 
bütün
öğretmenlerimize
sonsuz şükranlarımı
sunuyorum.
Onların 
üzerimizdeki
haklarını
ne yapsak
ödeyemeyiz.

Profösör

20 Kasım 2017 Pazartesi

Halden Bütünüyle Anlayacaksın


Karısına hiç "Seni seviyorum" dememiş sigara tiryakisi bir  koca, karısı astım hastastalığına yakalandığında  hemen sigarayı bırakıyor. Aslında karısını seven bu koca, bu davranışıyla  aynı zamanda "Seni seviyorum karıcığım" demek istiyor. 

Kadın bu ya mantık farklı işliyor; bu sefer kocasının çorap kokuları ağır basıyor. "Sigara içiyordun ve en azından sigara kokusuyla çorap kokularını bastırıyordun" diyor kocasına. Size ilginç gelebilir. Ne demek istiyor bu kadın diye düşünmeyin!

"Ne malum! Sigarayı beni sevdiği için değil de, onun sigarayı bırakışı astıma yakalanma korkusundandır belki de" diyor kadın kendi kendine,. Madem ki karını seviyorsun hem sigarayı bırakacaksın, hem de ayaklarını yıkayacaksın. Dahası var; dişlerini de fırçalayacaksın. Madem ki seviyorsun; halden bütünüyle anlayacaksın.

Profösör

16 Kasım 2017 Perşembe

Fotoğraflar da Konuşur




İşte ben!.. İşte pencerem!... 

Yine takvimden düştü bir yaprak. Sonbaharın son demlerini yaşayarak.  Kuru dallar arasında direnen en son yaprak o da düşecek yere toprağa karışarak. Kapıda kış; düşündürüyor insanı. Kış titretecek içimizi soğuk vuracak camlara. İşte geldik gidiyoruz; hayatımız buğulanacak.  Buğulu bir cam, parmak ucuyla yazılmış kaderimiz. Bir hüzün var  sanki; kalbimiz tertemiz. Sonbahar büsbütün hazan ve sonbaharla kış arası ağlamaklı oluyor insan. Hayal bu kış uykusuna yattığımız zaman; bir daha hiç uyanmamak. Yanan ocak yok, soba yok, mangal yok. Sadece içimizde yanan bir ateş var; koru yok, külü yok... Bir serçe gelir pencerene, karnı aç, kanadı kırık. Hallerden hal beğen; sanki pencerene gelen kırık kanatlı serçesin sen!..

16 Kasım 2017 Perşembe 
Buluşma Noktası /YeniBirlik gazetesi

Her Kitap; Yaprak Yaprak

12 Kasım 2017 Pazar

Hanımeli Çiçeği


İçimizdeki zindandan kaçacağımızı bilmek hayatımızı renklendirmektir bence. Bir fare deliği bile umuttur bir kedi için. Sabır ve bekleyiş; sonrası gülümseyiş. Arzularımızın cenneti tutkulu bahçe olacak. Şafakla açan güller, zambaklar, papatyalar ve zellengadefler gurup vaktiyle yeniden solacak. Solmayan çiçek de vardır insan kalbinde, kokusuyla, rengiyle cennete göz kırpan çocukluk masumiyetiyle.

Profösör

Kader Çizildi


Aşk halıda çiçekler açar; yada motiflerinde kilimlerin... İçimizdeki gökyüzü hep mavinin tonlarında kalacak. Bir gün güneş yoğun bir parıltıyla parlayacak!.. Harfler sıcak, heceler sıcak, kelimeler ve cümleler sıcak. Uzakta, benden uzakta olacaksın; ya toprak altında, yada toprak üstünde yapayalnız kalacaksın. Fakat silinmez bir aşk, kaderinde bir yazgı olarak kalacak. Bu yolda kader çizildi bir kere, Bir kalem, bir mürekkep, bir de kağıt. Çizeni bilirsin, mükkebi sen ve dahası,  parşömen kağıdı ben olacağım.

Profösör

8 Kasım 2017 Çarşamba

Atatürk Kültür Merkezi


İletişimde algı ve olgu

İletişimde algı ve olgu birbirini tamamlar. Algıoluşturuldukça olgu oluşur. Olgu oluştukça da yeni algılar oluşur ki bu da çığ gibi büyür gider ve birbirini tetikler. İletişim mecraları her ne olursa olsun, içinde taşıdığı değerler önemlidir. Bir kitabın, bir gazetenin, bir radyonun, bir televizyonun ihtiva ettiği, yaydığı bilgiler ve haberlerin mahiyeti çok önemlidir. Bu mecraların işlevsellikleri  insanlık değerleriyle ne kadar örtüştüğü ve bu mecraların neye hizmet ettikleri niyetlerinden bellidir. Bu kitap iyidir, bu gazete kötüdür, bu radyo dinlenir ya da bu televizyon izlenmez gibi yargıya varabiliriz. Bu mecraların iyi olup olmama yargısı bunları takip eden izleyicilerin hayata bakışı ve yaşantısıyla bire bir ilgilidir. Bir şeyin iyi yada kötü oluşu doğru düşünme mantığına sahip olmamızla ölçülür. Bu ölçünün sağlıklı olabilmesi için inanç değerlerine sıkı sıkıya bağlı olmak, bizatihi inandıklarımızı birey ve toplum olarak  hep birlikte yaşamamızla oluşur.

Doğru mecralar

İletişimde algı dedik; çünkü algı altıyı dokuz, dokuzu altı yapabilir. Çünkü algı Ahmet’i Ahmet olarak bildiği gibi, zamanla Ahmet’i Mehmet olarak da gördürebilir, zannettirebilir bizi yanıltabilir. Bu bir nevi hasüsülasyon gibidir. Önce iletişimle algı doğru mecrada, doğru muhteviyatla yapılmalı ve hakikate giden yolun bir parçası olmalı ki; ancak o zaman gerçek algıdan söz etmemiz gerekir. Ahlak dediğimiz zaman huy, şecere, doğa, natura, maya, fıtrat, yaratılış gibi kelimeler akla  gelir. Ahlak dediğimizde  doğru davranışlar akla gelmelidir. Çünkü ahlak fıtrattan gelen ve karekter eğitimiyle  kazanılan doğru reflekslerimizdir. Ahlaklı dediğimizde aklımıza doğru davranışlar gelmelidir.  Algı dediğimizde de, doğru algıya bütün varlığımızla hazır hale gelmeliyiz. Bu da eğitim süreciyle kazanmış olduğumuz  yetilerimizdir.

Moral değerler

İletişimde olgu dedik; çünkü olgu bizi doğru düşünmemizi, doğru hissetmemizi ve doğru davranmamıza ışık tutacak bir değerdir. Algısı doğru olanın, olgusu da doğrudur. Doğru düşünme, doğru hissetme, doğru karar verme ve iradeyi doğru yönde kullanmakla birlikte doğru eyleme geçmektir. İster hayata bakışımızla ilgili olsun, ister işimiz, eşimiz, aşımızla ilgili olan konular olsun her şeyi olgunlukla karşılarız. Olgunluğun izdüşümü pozitif değerler ve maneviyattır. Herşeye bakışımız adalet ve ahlak temelinde, her şeye yaklaşımımız da moral değerlerle olmalıdır.

Anlamak ve anlaşılmak

Doğru iletişim bizim ne anlattığımız değildir. Esas olan bizim anlattığımızdan muhatabımızın ne anladığıdır. Bu klasik hale gelen sözü sık sık duyarız. Bu söz iletişimci için bir uyarıcıdır. İster vaiz ol, ister hatip ol, ister mürşit ol önce karşımızdaki kişinin ve toplumun haleti ruhiyetini iyi bil. Empati yap ve kendini onun yerine koy. Onunla dertleş, yarenleş ve onunla hemhal ol ki; onu anlayabilesin. Onu doğru anladığın takdirde onunla kurduğun iletişim doğru iletişim olacaktır. Aynı zamanda doğru iletişim kalbidir. İletişim, sözle, lisanla, kelamla yapıldığı gibi, bir bakışla, bir parmak sallayışla, bir duruşla önce senin insan olup olmadığının fotoğrafını verir zaten. Senin tasvirini çıkartıp veren odak noktası olan kalbindir senin.

Arifler anlar

Senin bir tebessümün, bir yetimin başını okşayışın, kuşa kurda karda kışta yem verişin, bir yaşlının hatırını soruşun, bir hastaya ziyaretin, bir engellinin engelini unutturuşun, çocuklara, kadınlara, yaşlılara, hastalara karşı sevgi,şefkat ve merhametle yaklaşımın, asaletin, zarafetin, hamiyetperverliğin, mütevaziliğin aynı zamanda  bilge oluşun kadar maddiyatla ölçülemeyen zenginliğin yerini ne tutabilir ki!.. İnsan hiç konuşmadan suskunluğuyla bile karşısındakiyle iletişim kurabilir. Muhatabını etkileyebilir. Muhatabını negatiften pozitife çevirebilir; onu transformasyona sokabilir. Yeter ki insan kutsal değerlere inansın, onlara sahip çıksın, inandığını yaşasın, bütün saydığımız bu değerler üstüne nice değerler zincirleme olarak eklenecektir. İletişim, algı, olgu, bütün bunlar itibarlı bir kimlik, bir kişilik ve markalaşan bir logo gibi kişide kendini gösterecektir. Böyle kimlik ve kişilikte olanlar ilmiyle amil bilge insanlardır. Ancak bizim halimizden bilge sahibi ilmiyle amil olan  arifler  anlar.

Markaların izdüşümü

Amblem, logo, sembol ve armalar bir anlamda prestiji ifade ederler. Bunlar bireysel ve kurumsal hizmetlerin grafiksel ifadesi, aynı zamanda temsil ettiği değerlerin bir itibarıdır. Bir kelime ile, bir sembolle gönüllerde taht kuran markaların izdüşümüdür. Hizmet doğru yapıldıkça markaların yıldızı parlar ve güçlenir, hizmette kusur arttıkça da markaların yıldızı söner ve güç kaybeder. Demek ki iletişimin bir yanı doğru olmak, doğru hizmet etmek ve doğru algı oluşturmaktır. Doğru algı oluşturmanın da bir tık ötesi doğru olgudur ki; bu da toplumda marka sevgisi ve marka sadakati oluşturur

Amblem ve logo anlayışı

Amblem, logo, sembol ve armalar bir ürünün, bir hizmetin, bir yapının, müstakil bir sanat eserinin simgesel bir değeridir. Grafik sanatıyla ve anlayışıyla  somut bir görselliği, şekli ve biçimidir. Bir anlamda temsil ettiği değerin varoluş felsefesidir. Hizmetlerin manevi tılsımı ve fiziki ifade şeklidir.

Varlıkları bile yeter

Her kurumsal ve kurumsallaşmış değerlerin günümüzde amblem ve logolarla kendini ifade etmesi kusursuz hizmet veren markalara açıktan bir itibar kazandırabilir. Her ürün ve hizmet kurumsal bir logo ve ambleme ihtiyaç duyabilir, kendini bu şekilde kurumlaştırabilir, kendini ancak böyle ifade edbilir. Fakat  ticari bir meta olmayan nice değerler vardır ki amblem ve logoya ihtiyaç duymazlar. Onların kurumsallığı taşıdıkları kutsallıklarıyla ancak izah edilebilir. Onların kurumsallıkları ambleme, logoya bağlı değildir, varlık sebebleriyle ilgilidir. Onların varlığı herşeyi ifade eder. Herhangi bir konuda ve konumda mabedlerin görsel ifade şekilleri, mimari üslubunun çizimi,  iletişim mecralarına yansımasıyla hasıl olur.  Bir ambleme, bir logoya, bir arma ve sembole ihtiyaç duymazlar.

Dünya görüşü


İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin tamiri ve tadilatıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı tarafından bir sunum gerçekleştirildi. Kısa adı AKM olan bu kültür varlığının işlevsel bakımından eskisine göre kat kat fazla ve çağdaş anlayışla tasarlanmış bir bina oluşu bizi heyecenlandırıyor. Eski yapı ön cepesyle çağdaş bir yapı olarak Taksim’deki duruşu fena değildi. Bir nevi eski görsel imajı korunarak eklenen simgesel değer içine yerleştirlen büyük turuncu bir küre. Dikdörtgen biçiminde bu binanın cephesi, çerçeve çerçeve olarak kabul edersek içersinde bir küre ile, bu kültür varlığı, sanat ve estetik açıdan yeni şekliyle, değerli bir görsel  imaja sahip oluyor. Felsefi anlam olarak da küre globalleşen bir dünyayı temsil ediyor demektir. Binanın ön cephesini geometrik değerlerde dikdörtgen kabul edersek, tam da ortasındaki bu küre aynı zamanda yuvasında bir göz olarak bakışı, görselliği, hatta dünya görüşlerini ve  hayata bakışı simgeliyor olabilir. Bu düşünceden yola çıkıldıysa isabetli bir görsel şölen bu sanat harikasında derinlemesine anlam kazanıyor..

Hilal semboldür

Atatürk Kültür Merkezi’nin mimari tasarımında isminin, ambleminin ve logosunun nereye konulacağıyla ilgili bir yer bulamadım doğrusu. Eğer düşünülseydi böyle bir yapının cümle kapısı ve cephesinde mutlaka yapıyla insicamlı bir bölüm mutlaka olacaktı. Koca Sina’nın eserlerine bir bakın, özellikle mabedlerde bir amblem bir logo yoktur. Bu tür binaların işlevsellikleri önemlidir. Genel geçer bütün ümmetin ittifak ettiği ve benmsediği “Hilal” minarelerin ve kubbelerin tepesinde bir alemle İslam temsil edilir. Diğer İslam dışı dinlerin mabedlerinde de aynı durum vardır. Müslümanlıkta yeryüzü mescid hükmündedir. Esas olan mabedin yapısı değil, içinde ibadet eden müslümanların cemaat olmaktan aldıkları feyiz ve birbiriyle ne kadar yardımlaştığı ve kaynaştığıdır. Biz sadece yapının suiletini görür görmez işte bu Sultanahmet Camisi’dir. İşte bu, Çağlayan Adliyesi’dir. İşte bu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’dir. İşte bu Ayasaofya’dır. İşte bu TBMM’dir diyebilecek, algısı ve olgusuyla bir idrake sahip olamamızdır. Ancak o şuurda bir insan, bir müslüman ve bir vatandaş olarak duyarlı olabiliriz.

Enternasyonal özellik

Atatürk Kültür Merkezi’nde elbette doğudan, batıdan, güneyden,kuzeyden, her türlü kültürden sanattan gösteriler sunulacaktır. Çünkü böyle kültür merkezlerinin ve opera binalarının işlevi globalleşmedir. Böyle bir bina işlevselliğiyle örneğin Sultanbeyli’de olmayıp neden Taksim’dedir!.. Çünkü Taksim bütün yabancıların uğrak yeridir. Bir anlamda böyle bir ihtiyaca cevap verir anlayışıyla AKM Taksim’de bina edilmiştir. Aynı zamanda enternasyonal sanat ve gösteri merkezi oluşuyla da yabancı sanatçı ve toplulukları da bundan böyle bünyesinde ağırlayacaktır.

Herkese yer verilmeli

İnsan olarak farklılıklarımızla birbirimizi kabul ettiğiğimizde toplumdan bir parça oluruz. İnsan ancak hoşgörüsüyle birbiriyle kaynaşır, birbirinin eksiğini ve hatasını giderir. İşte o zaman insan toplumun bir mütemmimi olur. Bu abidevi sanat ve gösteri merkezinde Itri’den Dedeefendi’ye, Hacivat Karagöz’den Nasrettin Hocaya, Keloğlan’dan günümüz İslam ve Türk gösteri sanatçılarının yapıtlarına  kadar yeni bir nefes ve yeni bir formla yer verileceğine inanmak istiyorum. Herkes kendi çöplüğünde ötmesini bilmeli ve herkes kendine göre yoğurt yemesini bilmeli. Herkes kendi inancını, sanatını, kültürünü icra etmeli. Önce söz bize düşmeli  ve işte sanat, işte kültür, işte uygarlık budur demeli.


Mehmet Akyıl

8 Kasım 2017 Çarşamba
Saat: 5:35
İstanbul












5 Kasım 2017 Pazar

Zorlama Olmaz


İnsan bir dine, bir mezhebe, bir meşrebe tabi olabilir. İnsan bir ırkın bir coğrafyanın mensubu olabilir. Fakat bir insan kendisi için değerli olan görüşlerini  başka aidiyetten olanlara dayatamaz.  En başta dinde ikrah yoktur. Hoşgörünün adı sadece haddini bilmektir. Herkesin senin gibi aynı kalıptan çıkmasını bekleyemezsin. Sadece herkesin inanç ve ifade özgürlüğünü hoş görmelisin. Bir evin birkaç penceresi olabilir. Herkes baktığı yerden gördüklerini ve hissettiklerini anlatabilir. 

Profösör

3 Kasım 2017 Cuma

Esas Olan Liyakattır


Filan cemaat gider yerine falan cemaat gelir. Devlete, brokrasiye sızar, yine devlet ve millet olarak aynı sıkıntıları ve aynı ihaneti yaşarız. Bu tür cümleler kuruluyor. Maksat mütedeyyin kesmin sivil oluşumlar içinde olanlara karşı şimdiden bir bariyer oluşturmak. Cemaatin dinisi ve ladinisi olmaz. İslam'da cemaat kavramı ruhbanlıkla izah edilemez. Dindar ve mütedeyyin insanlar vardır, Bir de kendi kafasına göre özgürce yaşayanlar vardır. Eskiden de oligarşik yapı  inanan kesime baskı uyguluyor ve onlara  zenci muamelesi yapmaktan çekinmiyordu. O halde kötü niyetli insanlar devlete de, özel kurum ve kuruluşlara da sızabilir. Böyle kişilerin  şu cemaatten, bu camiadan olması  veya bir takım cemiyetlere üye olması işi değiştirmez.  Sade bir vatandaş bile suç makinesi haline gelebilir. Onun için devlet kademesinde görev alacak ya da bürokrasiye girecek kişinin herhangi  bir oluşum içinde olması,  sivil bir insiyatiftir.  Herkesin sivil olarak bir aidiyeti vardır. Sivaslılar, Ordulular ve Konyalılar gibi. Yada kanarya sevenler, çevreciler, obeziteler gibi. Bu bakımdan devlette, brokraside, hatta sıradan bir kurumda, herhangi bir özel kuruluşa dahi hizmete talip olan kişinin ehliyet ve liyakat sahibi olması şarttır. 

Profösör

Balık Gibi Zokayı Yutabiliriz


Akıl ve mantık nasıl yanılır? Akıl tutulması nasıl olur? demeyin!. Dolandırıcılar emniyetten, savcılıktan ya da banka şubesinden arıyormuş gibi yapıyorlar. Arayan ses kendinden okadar emin ki; hakkında bütün özel bilgileri verdikten sonra yapacağın şey için çok kolay  biz seni yönlendiririz diyorlar. Ev telefonun yasadışı kullanılmış, size önümüzdeki günlerde beşbin küsür telefon faturası gelecek diyorlar. Biz emniyet olarak bu tür dolandırıcılıkları bildiğimiz için takipteyiz deyip, yalnız sizin  şu hesaba bin lira gibi bir meblağ yatırmanız taktirde faturanız beşte bir düşerek bu beladan kurtulacağınız söyleniyor. Tabi her şey hazır arka planda polis telsiz sesleri fon olarak kullanıldığından sizi onların istediği gibi  tuzağa sürüklüyorlar. Bunun gibi nice sanal tuzaklara vatandaş düşebiliyor. Dikkatli olmak grekir. Telefonla yada bilgisayar üzerinden hiç bir özel bilgiyi kimseye vermemek gerekir. Kimseyle telefonda işlem yapmıyorum ve kimseye de onay vermiyorum deyip kestirip atmak gerek.  Yoksa adamlar düzenbaz, hokkabaz, sihirbaz. Misinaya takılan  ve yem algısı oluşturan küçük bir  tüy balığı kandırabiliyor ve yanıltabiliyor. İnsan da balık hafızalı bir varlıktır. Tuzağa her an düşebilir ve balık gibi önceden düzenlenen kolaylıkla zokayı yutabilir!..

Profösör

1 Kasım 2017 Çarşamba

Etki Tepki


Pinokyo çocuk hikayesinde yalan söyleyenlerin burnunun uzayacağını öğrenmiştik çocukluğumuzda. Her şey etki tepkiden ibarettir. Hele size değer veren ve sizi yücelten bir insanı üzün!.. Burnunuz büyümeyecek ve yüzünüz kızarmayacak ama, inanın her gün üzerinizde bir olumsuzluk ekiyle dolaşacaksınız. Korktuğunuz başınıza gelecek. Örneğin ya iğne iplik gibi zafiyet geçireceksiniz. Ya da tam tersi vuku bulacaktır; aşırı şişmanlayıp duba gibi olacaksınız.  Siz siz olun, hiçbir kimseyi üzmeyin. Beterin de beteri; ruhsal derinliğinizin karanlığında ışıksız kalabilirsiniz. 

Profösör

31 Ekim 2017 Salı

Sinema ve İnsan


Sinema deyince doğrudan aşk, duygu ve nostalji geliyor insanın aklına. Elbette gençliğimiz kadar çocukluğumuz da bunun bir parçası. Sinema müziği; yani filmlerdeki fon müzikleri insanı samanyoluna götürebilir ve milyonlarca irili ufaklı bir yıldız akışının içine  bırakabilir. Sinemanın görselliğine müziğin katkısı sanki bir bedene verilen ruh gibi. Şimdi sinemamı var; kalbe dokunan, insanı insan yapan, büyüleyici tarafı olan nerede sanat ve estetik!.. Klasik sinema efsunlayıcı  fon müziğiyle  yorgun ruhumuzu uyutur gibi yaparak aslında bizi dirlendiıiyor, yorgunluğumuzu alıyor, hatta  bizi yeniden diriltiyordu. Hamakta sallanır gibi bir ruh ahengi içinde dünyaya ve yıldızlara bakışımız farklılaşıyordu. Böyle bir armoniyi o kadar özlemişim ki!.. İnsan bin kere ölse, bin kere dirilse; insan işte o zaman insan olabilse!..

Profösör

30 Ekim 2017 Pazartesi

Asma Sarması


Asma sarması; kalp biçiminde sarılmış olması belki bir sevginin ifadesi olabilir. Fakat kalbin midede ne işi var diyenlerdenim. Sarma alel üsul sarılır. Onun doğallığı içinde sevgi saklıdır. 

Profösör

Koşullu Sevmek


Yine bir televizyon  tartışmasında çocuklarımızı daha çok sevmeyi çocuklarımızın daha çok ders çalışmasına bağlayan aileler olduğu söyleniyor.  Oysa çocuklar sevilmeli, şefkat duyulmalı ve onlara karşılıksız merhamet edilmelidir. Çünkü onlar çocuktur ve bu duygulara her halükarda  ihtiyaç duyar. Çocuğun ders çalışıp çalışmaması bu duygulardan mahrum bırakılması anlamını taşımaz. "Dersini çalışırsan seni daha çok severim" cümlesini çocuğa kurmak doğru olmasa gerek. Belki  "Dersini çalışırsan bizi sevindirirsin" denebilir. Çocuk çalışmakla, öğrenmekle, ve öğrendiğini tatbik etmekle adam olunabileceği, mevki makam sahibi olunabileceğini iyi bir. Bu bilinç aşılandığı sürece çocuklarımız ders çalışmasını sektirse de onlar sevgisiz kalma korkusunu yaşamazlar. Esas olan çocuklarımızın yapısına göre işi sıkı tutmak.


Profösör

Geleneksel Kavram ve İfadeler


Televizyonda meslek ve kariyer yapmak üzerinde bir tartışma yürütülüyor. Bu tür tartışmalar, geleneksel söylenegelen hakikatlerin bir başka lisan ile ilgi çekici kavramlarla yeniden ifade edilmesinde yarar görmüşler sanki. Oysa kalıplaşmış bir takım sonuçlar bizim ilerlememiz için birer kilometre taşları gibidir. Varacağımız yere gitmek için doğru yolda ilerlemek ve güvenliğimizi sağlamak açısından önemlidir. Örneğin çocukluğumuzda bize yöneltilen sorulardan biri "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusudur. Bu soruya  öğretmen olacağım, doktor olacağım, hakim olacağım, imam olacağım, muhtar olacağım gibi klasik cevaplar vermişizdir. Buradaki olma fiili ve isteği aynı zamanda hangi meslek olursa olsun ehliyet ve liyakata sahip olacağım demektir. Bu gözardı edilerek, çocuklara  "Büyüyünce ne olacaksın"  diye sorulduğunda  "Hastaları iyi edeceğim" cevabı verilmeliymiş. Zaten bütün çocuklar bu tür cevaplar verir. Doktor olmanın ruhunu ve işlevini polomik yapan NLP’cilerden de daha  iyi bilir.

Bütünüyle böyle bir tartışma neden yapılıyor anlamış değilim.  Elbette ehliyet ve liyakat bir işin en iyi şekilde yapılmasını sağlar. Elbette doktor olacağım derken, hem iyi bir insan, ahlaklı, kariyerli ve vicdanlı doktor olmaktan bahsedebiliriz.  Laf olsun diye bir hakikati ifade ederken bir ibarenin içindeki bütün görünen ve görünmeyen öğeleri bilmek, aynı zamanda iletişimi doğru yapmak anlamına gelir ki; iletişim sadece akla değil, aynı zamanda kalbi de esas alır.

"Büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna çoğu kez bir kelimeyle geçiştirilse de "Doktor olacağım ve hastaları iyileştireceğim" cevabı zincirleme olarak sürer gider. Fakirlerden ücret almayacağım demek de doktor olmanın kutsallığı içinde yer alır. Uzun lafın kısası geleneksel doğruluğu ıspatlanmış ve genel kabul görmüş, kavramlarımızın ve ifadelerimizin üzerinde gereksiz polemikler yaratmamalıyız. Bu bize bir şey kazandırmaz.

Profösör

“Sınırsız Alışverişin Sonsuz Mutluluğu”


İsmi lazım değil; bir süper market marka isminin altına “Sınırsız alışverişin sonsuz mutluluğu” şeklindeki bir ifadeyle sloganı beni hayrete düşürdü.  Ne yazık ki bu marketin sahipleri de mütedeyyin olduğunu biliyoruz. Mütedeyyinlik sınırsız alışverişi teşvik etmez. Hesaplı ve dikkatli bir alışverişi teşvik eder.  Sınırsız harcama demek israfın dikalası demektir. Bu sloganın mantık olarak da, dünya görüşü olarak da, reklam felsefi yapısına da aykırı bir durum. Hele dindarlıkla hiç bir bağı olmayan absürt bir tutum. Markaya da, dindarlık anlayışına da zarar veren bir sübniminal bir çağırı.

Profösör

Eleştiri Samimiyetle Eşdeğerdir


Cumhurbaşkanımız siyasi bir  liderdir. Muhalefet liderlerimiz de birer siyasi lider ve partiye hizmet edenler birer siyasi figürdürler. Türkiye’yi doğrudan çökertemeyenler, içten içten bir takım manivelelerle iktidarı itibar kaybına uğratmak ve yıpratmak için her türlü tuzak ve desiseleri devreye sokarlar.

Bu arada iktidarın inancına ve hayat tarzına karşı, mütedeyyin insanları da muhalefet korteji içinde kullanırlar. Nedense dindar bilinen, ağzı laf yapan, laf ebeleri yazar, çizer, sosyal medya fenomenleri  sadece iktidar partisine bel altı vuruşlarını yaparlar. İncelendiğinde bu kişilerin muhalefet partilerine bir kelime dahi eleştirileri yoktur. Özellikle dış güçlere ve piyonlarına yönelik eleştiriyeri yoktur. Bu türler bir nevi lejyonerlik yaparlar. Görevleri de budur.

Siyasi liderler dini lider değildir ve sadece bütün vatandaşların siyasi liderleridir. Bu Cumhurbaşkanı olur, bu başbakan olur, bu muhalefet lideri olabilir. Siyaset içinde dini liderlik yoktur. Biz dinimizi din konusunda rüştünü ıspat etmiş, hocalarımızdan, alimlerden ve mürşitlerden öğreniriz. Kur’an hidayet kitabımız olmakla birlikte bir hakikat ve hikmet  kitabıdır.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...